14 Eylül 2014 Pazar

GEZİ | Tatil : Didim Altınkum

Ben size her şeyi anlattım da tatilimi nasıl unuttum ! :) 
Oysa ki tatilde "Gidince şunu da yazarım." diye aklımda bir sürü not uçuşuyordu.
Geç olsun da güç olmasın.Bugün de çok konuşasım var,uzun uzun anlatırım size :) Başlayalım..

Didim Altınkum'a ilk defa geldik.Eski yazılardan biliyorsunuz ki bizim mekanımız Ayvalık Sarımsaklı'ydı :) 10 küsür senedir oraya gideriz,benimsemiştik artık.O yüzden Didim'e olan 6-7 saat yol gözümüzde büyüdü de büyüdü.Ama çok şükür öyle geçmedi,hiç sıkılmadık,3 saatlik yol gibi gittik geldik :)
Denizinden bahsedeyim.Deniz sabah akşam hep aynı,üşümeden girebiliyorsunuz.Sarımsaklı'ya alışmış bizler için büyük nimetti.Çünkü orasının suyu zaten soğuk Eylül de hepten soğuyor.
Yalnız iyi mi dersiniz kötü mü bilemeyeceğim ama,suda balıklarla yüzüyorsunuz :) Görüntü açısından güzel olsa da balıklar hareket etmeyince ayaklarınızı ısırıyor! Beni de bayağı ısırdılar.Özellikle yaralara geldikleri söylense de ayağımda yara olmamasına rağmen darbelere mağruz kaldım :) 
Bir gün de balığın bir tanesi omzumun üstünden atladı,herkes şaştı kaldı :) Kocaman kocaman balıklar görmek de mümkün.
İyi ki Eylül'de gitmişiz Didim'e çünkü o zaman bile kalabalıktı.Tam mevsiminde nasıldı düşünemiyorum bile.


Bir tatil yeri olarak çok güzel değerlendirilmiş.Denize karşı yapılan oturma yerleri,bankları,kafeleri oldukça fazla.
Kafelerde gerçi hep İngiliz görüyorsunuz o ayrı! İlk defa bir yerde böyle bir şey dikkatimi çekti.Kendi ülkemde Türkçe konuşulmasını özledim! Kafelerde menüler ingilizce,bir restaurantın adı "Big Ben" , akşamları turistleri eğlendirmek için türlü türlü danslar..Resmen "şaklaban" oluyorlar.
Tamam misafirperverlik güzel bir şey ama bu gerçekten abartıydı.Üstelik turistlerin yarısı o dansları izlemiyor bile.
Senin ülkene gelip yüzüne bile bakmıyorlar.Sen izliyorsun onları "Aa bunlar turist galiba." diye :) Çok sinir bozucu ve bir o kadar acı gerçekten.

Fotoğraf flu çıkmış,üzgünüm.
Akşamları her yer fıkır fıkır :)


Sahili Sarımsaklı kadar geniş olmadığı için sahil boyundaki insanları görebiliyorsunuz gezerken.Bir çok insan orada oturmayı tercih ediyor.
Hiç fotoğrafını çekmemişim ama bir akşam konser vardı.Türlü türlü şarkılar söylediler,çok da güzeldi.(Hepsini dinleyemesek bile.) Konserin sonunda havai fişek gösterisi yapıldı.Çook güzeldi!



Ve Altınkum'un simgesi sanırım :) Poseidon heykeli!
Sorsan kimse kim olduğunu bilmez(kesinlikle kınama amaçlı değil) ama önündeki yazıyı okumadan fotoğraf çektiren çektirene :)

Tekne turu için yan yana gemiler.En çok ilgiyi bu korsan gemisi topluyor :) İçine giremedik maalesef çünkü sadece tur için rezervasyon yaptıranlar girebiliyormuş.Bence çok saçma bir uygulama.

Lunapark en kenarda olduğu için fazla dolu değildi.Hemen bir gezip döndük zaten biz de.

Bankları çok ciciydi :) Bayıldım! :)


Tatilimizin üçüncü gününde hava kapadı,biraz da yağmur yağdı.Denizden yeni çıkmıştım ama yağmurun yağdığını görünce hemen denize koştum çünkü yağmurda deniz ayrı bir güzel :) Gerçi çok az sürdü :)

Resmen yazdım rahatladım.Umarım sıkılmamışsınızdır :) 
Siz bu tatilde neler yaptınız,nerelere gittiniz ? Yazın,merak ederim :))


13 Eylül 2014 Cumartesi

Yeni Dizi : Selfie !


İsmi ilgi çekici değil mi ? :)

İsminin ilgimi çekmesiyle ve güzel olduğuna dair bir kaç yorum okuyunca başladım diziyi izlemeye.

Konusu hepimizi ilgilendiriyor aslında :  Sosyal medya bağımlılığı!

Gerçi diziyi izleyince o kadar da bağımlı olmadığımı anladım :) 

Eliza isimli kızımız,küçükken çirkinliği yüzünden yaşadığı zor anların acısını şimdi çıkarmaktadır.Estetikler geçirmiş,sosyal medyada bir çok takipçi edinmiştir.Daha iyi bir görünüme sahip olduğu ve daha popüler olduğundan dolayı bir çok seveninin olduğunu zannetmektedir.
Diziyi izleyince görüyorsunuz ki,zor anında yanında olan tek bir kişi bile yoktur!


Dizinin daha Pilot bölümü yayınlandı.26 dakikalık(şahane!) bu eğlenceli diziyi şimdilik sevdim.
Umarım bu tat bozulmaz ve keyifle izlemeye devam ederiz :)

Konusu ilginizi çektiyse izlemenizi tavsiye ederim.


12 Eylül 2014 Cuma

Melekler ve Şeytanlar - Dan Brown



O kadar övüldü ki! Beklentimi çok yüksek tutmuştum.
Belki doğru zaman değildi bu kitap için.Çünkü biz hiç anlaşamadık!

Öncelikle ben hiç heyecanlanamadım bu kitapta.Uzadıkça uzadı.
İnternetten de "Dan Brown'un kitaplarında verdiği bilgilerin bir çoğunun yanlış olduğu" ile ilgili bir yorum okumuştum,hevesim iyice kırıldı.

Büyük ihtimalle bu yazım yüzünden taşlanacağım (:P) ama ben uzun bir süre Dan Brown okumayı düşünmüyorum.Son kitabım bile olabilir :P

Not : Kitabı okurken film olması için yazıldığını sonuna kadar hissettim.

Not2 : Filmlerini beğeniyorlar bunların,o yüzden filme bir şans vereceğim!

Çeviren: Petek Demir
Sf sayısı: 576
Yayınevi: Altın Kitaplar

Konusu : 

Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon efsanevi gizli örgüt Illuminati'nin -Galileo zamanından beri Katolik Kilisesi'nin bağnaz inançlarını lanetleyerek bilimin yararlarını yücelten- hala faaliyette olup cinayetler işlediğini öğrenince şok geçirir. Parlak bir fizikçi olan Leonarda Vetra cinayete kurban gitmiştir. Tek gözü oyulmuş ve göğsü örgütün sembolüyle dağlanmıştır. Bilim adamının son buluşu güçlü ve çok tehlikeli enerji kaynağı karşımadde çalınmış ve yeni Papa seçiminin gerçekleşeceği gün Vatikan Şehri'nin altına saklanmıştır. Langdon, Vetra'nın meslektaşı ve aynı zamanda kızı olan Vittoria ile medeniyeti yok olmaktan kurtarmak amacıyla Roma sokaklarında, kiliselerde ve katakomplarda soluk soluğa koşuşturarak 400 yıllık izi sürerek Illuminati'nin izini bulmaya çalışırlar. 

Brown bu romanda tıpkı bir hokkobaz gibi havaya yüzlerce top fırlatıp hiçbirini yere düşürmeden okuyucuyu inanılmaz bir gerileme sürüklüyor.



10 Eylül 2014 Çarşamba

Zaman Sözleri'nde Yenilik :)

Merhaba!

Geçen hafta tatildeydim.Bomba gibi bir dönüş yapmak için tatilin bitmesini bekledim,bu arada da blogumu çok özledim :)
Biliyorsunuz blogumda çeşit çeşit konulardan bahsediyordum.Bundan sonra yoluma göz bebeklerim,kitaplarım ile devam ediyorum !
Ana tema kitap olmak üzere,ara ara izlediğim filmleri,dizileri,denediğim yemek tariflerini de paylaşacağım.
Umarım blogun bu yeni halini de seversiniz!
:)

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Ruh Koleksiyoncusu (Rizzoli&Isles #7) - Tess Gerritsen


Mefisto Kulübü'nün ardından hemen Ruh Koleksiyoncusu'nu okumaya başladım.İyi ki de öyle yapmışım.Çünkü bu kitapta(bir kısmında) Mefisto Kulübü'nden tanıdığımız Anthony Sansone  yer alıyor.Aralarını açsaydım büyük ihtimalle kim olduğunu unuturdum! :)

Artık tam teşekküllü bir kitap bloguna dönüştüğüme göre uzuun uzun kitaplardan bahsedebilirim :)

Boston'da bir müzede iki bin yıllık mumya keşfedilir.Yapılan taramalar sonucu mumyanın bacağından bir kurşun çıkar!
Bulunan yeni mumyalarla iş daha da karışır.Peki katil kim ? :)

Kitabı baştan sona büyük bir heyecanla okudum.Mumyalarla ilgili,tarihle ilgili verilen bilgiler beni hiç sıkmadı. (Korkmaya gerek yok,kısa kısa bilgiler!)
Bir Tess kitabı okuduğunuzu hissediyorsunuz,kısacası öyle söyleyeyim ! :)

Orjinal adı : The Keepsake
Sayfa sayısı : 298
Yayınevi : Doğan Kitap
Çeviren : Boğaç Erkan
Tür : Polisiye/Gerilim


22 Ağustos 2014 Cuma

Mefisto Kulübü (Rizzoli&Isles #6) - Tess Gerritsen

Rizzoli&Isles serisini sırasına dikkat ederek okumamıştım daha önce,ama kalan kitapları sırayla okumak istiyorum artık.Bu yüzden Mefisto Kulübü'nden devam ettim.

Mefisto ; cennetten kovulduğu farzedilen yedi şeytandan sadece bir tanesidir.
Yani anlayabileceğiniz gibi,
bu sefer konu Şeytan!

Kitabı "heyecan doruktaydı" olarak tanımlayamam ama merakla okudum.
Ve katile yardım eden kişiden şüphelenmedim değil ! :)

Rizzoli&Isles'ın arkadaşlıkları kitaplardakinin aksine dizide daha sıkı sanki.Yoksa sadece bana mı öyle geliyor ? :)

Sonuç olarak,Tess yazmış,bize de okumak düşer ! :)

Blogdaki diğer Tess kitaplarına ulaşmak isterseniz,tıklayın.


20 Ağustos 2014 Çarşamba

Özlüyoruz !


Geçenlerde kuzenimin çocuğuna (Yaş 5) ufacık bir yalan söylemiştik.(Ne için olduğunu hatırlamıyorum ama muhtemelen  ısrarla istediği bir şeyden vazgeçirmek içindir :) ) Daha sonra söylemeye başladı :
-Siz yalan söylüyorsunuz,ben yalan söylüyorum,herkes yalan söylüyor, diye :))
Ben de ona :
-E peki kim yalan söylemiyor o zaman ? 
dedim.

-Atatürk.Ben okula gidiyorum ya,öğreniyorum hepsini,o yalan söylemez! 
dedi.

Yazarken bile gözlerim doluyor..Keşke herkes bu 5 yaşındaki  çocuğun yarısı kadar olabilse.
Ülkemizde yaşananlar malum.
Ama ben hala çok gururluyum.
Çünkü,seneler geçse de benim önderim,cumhurbaşkanım,başbakanım,aşık olduğum adam hiç değişmedi.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...